TEDER, KOBİ’leri telekomünikasyonda yatırıma çağırıyor

KOBİ’lere iletişim devrimi

SPOT… Telekomünikasyon sektöründeki yatırım olanaklarına dikkat çeken Telekomünikasyon ve Enerji Hizmetleri Tüketici Hakları ve Sektörel Araştırmalar Derneği (TEDER) Başkanı Serhat Özeren, KOBİ’leri sektörde atılım yapmaya çağırıyor. 15 milyar dolarlık pazar payına sahip telekomünikasyon sektörünün geleceği parlak; önümüzdeki 5 yıl içerisinde sektörün 2 katı büyüyerek 30 milyar dolar hacme kavuşması bekleniyor.

Fotoğrafaltı: TEDER Başkanı Serhat Özeren, TEDER, TBV, TBD, TESİD, TELKODER; TÜTED gibi yaklaşık 12-13 bilişim örgütünün belli periyotlarda biraraya gelip sektör konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını söylüyor.

İnsanın varolduğu günden bu yana iletişim vazgeçilmezleri arasında. Günümüzde ise bilgi teknolojileriyle çağ atlayan iletişim telekomünikasyonla zirveye oturmuş durumda. Telekomünikasyon ve Enerji Hizmetleri Tüketici Hakları ve Sektörel Araştırmalar Derneği (TEDER) Başkanı Serhat Özeren, insanların en temel ihtiyacının iletişim kurmak olduğunu ve bununla ilgili araçların gelecek vaat ettiğini belirterek, KOBİ’lere telekomünikasyonla ilgili gelişmeleri yakından takip etmelerini öneriyor. Bu alanda KOBİ’lerin çok ciddi iş fırsatları yakalayabileceğine inanan Özeren, “KOBİ’leri ben her yerde görüyorum. KOBİ’lerin ister Van’da, ister Kars’ta ister İstanbul’da olsun, nerede olursa olsun, telekomünikasyon altyapı hizmetlerini son derece sağlıklı alabilmeleri lazım. Dünyayla rekabeti ancak bu şekilde edebilirler” diyor.

KOBİ’lerin iletişime önem verip bu konuda personellerini eğitmelerini şart gören Özeren, şöyle devam ediyor: “Bu da teknolojisiz olmaz. Bilgilerini, bilgi teknolojilerine yatırım yaparak, sağlıklı güncel halde tutup bunları da doğru analiz edebilmeleri ve kullanabilecek enstrümanları geliştirmeleri gerekiyor.”

Bilgi teknolojilerine yatırım kayıp değil

Bilişim teknolojilerine ve telekomünikasyona yatırım yapmaları konusunda KOBİ’lere korkmamalarını öğütleyen Özeren, şu önerileri sıralıyor: “İlk başta öğrenerek yapsınlar, kadro yetiştirmek en maliyetli iş. Bunları yapmaktan korkmasınlar, ancak dikkat etmeleri gereken nokta şu, o ekipleri yetiştirmeden büyük yatırımlara geçmesinler. Güncel bütün datalarını bir yerde toplamak için ürünler, mobil araçlarda kullanılabilecek satış destek veya karar destek sistemleri bunları satın alsınlar, hiç acımasınlar, bunlara ödedikleri paraları kazandıkları verimle çok rahatça karşılayabilirler. Ancak bu konuda yetiştirdikleri personel değerli personelleri olacak. O personelin kariyer hedeflerini kurmak ve ciddi bir şekilde geleceğini planlamak zorundalar. Yoksa o personeli ellerinde tutamazlar. İş büyüdükçe personele de verilen değer artacak. KOBİ’nin aynı zamanda kendi şirketine verdiği değerdir bu.”

Özeren, kendisine bilgi teknolojileri konusunda danışmanlık için gelen bir KOBİ’yi örnek veriyor: “KOBİ, bir ERP yazılımı almış, buna devam ediyorlar, tıkanmışlar ve o üründen artık yeterince destek alamıyorlar. Bu ürünü 1 yıl önce aldıklarını ve personelden 100 kişinin kullandığını öğrendik. Çözüme ödedikleri para da çok yüksek bir meblağ değildi. Onlara dedim ki, ‘Siz şu anda çok ciddi bir yazılıma geçmeye hazırsınız. Bu çöpe atılmış para değil.’ Çünkü bu 100 kişiyi eğitmek bile bunun kat kat üstünde bir maliyet gerektirir.” KOBİ’nin yaşamını, üretimden satışa değiştirecek bilgi teknolojisine 20 bin dolarlık yatırımı çok görürken kapısında 150-200 bin dolarlık şahsi araç yatırımını ise çelişki olarak niteliyor.

Türkiye’nin geleceği Ar-Ge’de

Serhat Özeren’e göre sektördeki en büyük sıkıntılardan biri Ar-Ge desteği yetersizliği. Türkiye’nin geleceğinin Ar-Ge’de yattığına inanan Özeren, üretimin önemini yadsımasa da Ar-Ge’nin Türkiye’yi dünya ülkeleri arasında öne çıkaracağını düşünüyor. Özeren bu konuda Çin örneğini veriyor, dünya oyuncak piyasasından Çin’in aldığı pay, 2.5-3 milyar dolar ancak piyasanın tamamı 25 milyar dolar büyüklüğe sahip. “İşte Ar-Ge’nin değeri budur” diyen Özeren, markanın ve Ar-Ge’nin sahipliğinin para kazandırdığını vurguluyor. Yüksek teknolojili bütün şirketlerin Ar-Ge’yi ve teknolojiyi ellerinde tuttuklarına dikkat çeken Özeren, Türkiye’nin yetişmiş personeli ve genç nüfusuyla bu işin üstesinden gelebileceğini savunuyor.

Ar-Ge müsteşarlığı kurulsun

Tekstil sektörünü Türkiye’nin lokomotiflerinden görenleri de eleştiren Özeren, ucuza işçilik yaparak Türkiye’nin bir yere gelemeyeceği görüşünde. 3. Nesil konusunda lisansını alanlarında 2 yıl içerisinde belirli bir Ar-Ge yatırımını ve bu işle ilgili çalışan grubunu kurması ve belli bir yatırım yapması şartından sözediyor. Şu anda Türkiye’nin Ar-Ge’ye binde 6 pay ayırdığını, AB’de ise bu rakamın yüzde 1.9 olduğunu anımsatıyor. Özeren bu oranın biraz zorlayarak biraz teşvikle arttırılabileceğini belirtiyor. TÜBİTAK’ın KOBİ’lere yakınlaşmasını öneren Özeren, Ar-Ge konusunda her şeyden bağımsız ayrı bir müşteşarlık veya ayrı bir birim kurulmasını istiyor: “Nasıl yurtdışı konsolosluklar Türkiye’de kendi şirketlerinin tanıtımı için günler düzenliyor. Tek tek firmaları bulup onları davet ediyorsa bu birimde şirketlerle böyle çalışacak. Biraz özel sektör ve rekabet mantığıyla hareket edecekler.”

Girişimciye güvenilmeli

Girişimciye güvenilmediğine de değinen Özeren, asgari miktarda güvenilerek iş yapmanın zorunluluğundan sözediyor. Verilen desteklerin ve teşviklerin hepsinde girişimciden ipotek, teminat mektubu gibi güvenceler istendiğini belirten Özeren, şu serzenişte bulunuyor: “O girişimcinin zaten parası olsa onu yapar, parası olmadığı için teşviğe veya desteğe başvurmuş. Ben gideceğim bir fikrim var, ben bununla ilgili araştırma-geliştirmemi yapacağım, bana öyle bir ortam ver, sonra da bu ürün çıktığı zaman bana bunu satacak ortamı oluştur. Benim fikrim var, ben satamazsam işe yaramaz çünkü. Ürün çıkınca satmak için o ilişkileri de bana sağlamalı. Türk insanı son derece yetenekli, ama imkanlar gerçekten kısıtlı.”

TEDER telekomünikasyon ve enerji hizmetleri tüketicileri için çalışıyor

Telekomünikasyon ve Enerji Hizmetleri Tüketici Hakları ve Sektörel Araştırmalar Derneği (TEDER) kurucuları telekomünikasyon ve enerji sektörlerine yoğunlaşmış bu konuda branlaşmış bir tüketici derneği olmamasından yola çıkmış. Tüm sektörleri kucaklayan tüketici dernekleri olsa da iletişim alanındaki ciddi tüketici problemleri ve sıkıntılar TEDER kurucularını bu alanda dernekleşmeye yöneltmiş ve 2002’de TEDER doğmuş. 7 kişiyle kurulan TEDER’in üye sayısını çok artırma hedefi yok. Toplam 25 üyesi bulunan TEDER, üniversite iş dünyasından telekomünikasyon konusunda uzmanlarla çalışmalar yürütmeyi tercih ediyor. Bu konudaki ihtiyacı gören Telekomünikasyon Kurumu’nun da desteğini aldıklarını belirten TEDER Başkanı Serhat Özeren, “Kuruluşundan beri TEDER’in başkanıyım. Bizim işimiz bireysel tüketici problemleri değil, bizim yaptığımız çalışmalar milyonları ilgilendiriyor. Biz işin daha çok regülasyon ve politikası üzerinde çalışıyoruz. Kalıcı çözümler, yasal düzenlemeler ve yol haritaları oluşturma üzerine çalışmalar yapıyoruz” diye konuşuyor. Özeren, Telekomünikasyon Kurumu, Ulaştırma Bakanlığı ve özel şirketlerle ortak çalışmalar yürüttüklerini ancak aynı sıcak ve dinamik yapıyı enerji piyasasında yakalayamadıklarını anlatıyor.

Türkiye’de telekomünikasyon sektörünün müthiş bir hızla ve sağlıklı büyüdüğüne tanıklık eden Özeren, geçen yıl yaklaşık 15 milyar dolar hacme ulaşan pazarın önümüzdeki 5 yılda yaklaşık 2 kat büyüyerek 30 milyar dolara ulaşacağı tahmin edildiği bilgisini veriyor. Telekomünikasyon sektöründe verilmemiş 3 lisans kaldığını ifade eden Özeren onları şöyle sıralıyor: MVNO, 3G (3.nesil) ve Wimax.

TEDER Başkan Yardımcısı Mehmet Can Ekim, Türkiye’nin 3. nesil iletişim teknolojisi yerine direkt 4. nesile geçmesi gerektiği görüşünü reddederek bunun teknik olarak mümkün olmadığını söylüyor. 3. Nesil teknolojisi lisanlarıyla ilgili Türkiye’de 7 Eylül 2007’de ihale olacağını belirten Ekim, ihalenin A, B, C, D olmak üzere dört farklı lisans tipinde verileceğini ve bunların arasındaki farkın lisans bedelleri ve bant genişlikleri olduğunu aktarıyor. İzleyen iki yıl boyunca mevcut operatörlerin 3. nesille ilgili tüm altyapısını kurma zorunluluğunu anlatan Ekim, mevcut operatörler haricinde dışarıdan başka operatörlerin ihaleye gireceğini düşünmüyor.

Kablosuz internetin 70 km çaplı bir alanda sağlanması hizmeti olan Wimax lisanslarının ve mobil sanal ağ operatörlüğü olan MVNO lisansları da sırada bekleyen yeniliklerden. Avrupa’daki başarılı örnekleri araştıran TEDER, Telekomünikasyon Kurumu’nda yeni nesil şebekeler, IPv6 ve Telematikle ilgili çalışma grubunda yer alıyor. Yeni Nesil Şebekelerle ilgili geçiş stratejileri, Türkiye’nin hedeflerinin belirlenmesinde görüş bildiren TEDER; Türkiye’nin bugüne kadar telekomünikasyon konusunda attığı adımları ve yapılması gerekenleri de Telekomünikasyon Kurumu’ndaki teknik çalışma grubunda dile getiriyor. Bu gruptada aktif görev yürüten Mehmet Can Ekim, 3. nesil ihalesinden önce TEDER olarak bu konuya ilişkin hazırladıkları raporu da açıklayacaklarını ifade ediyor. Wimax konusunda henüz mobilite için standartların tam oturmadığına dikkat çeken Ekim, eğer lisans verilirse çoğu yatırımcının parasının boşa gideceğini onun için yalnızca sabit kısmı için lisans verilmesini öneriyor. 3. nesille ilgili dünyadaki örneklerden yola çıkan TEDER, bu lisansların çok yüksek paralar karşılığında verilmesini efektif bulmuyor. AB ülkelerinde çok yüksek rakamlarda verilen lisanslara yatırılan paraların geriye dönmemesi sonucu, hükümetler aldıkları paraları daha sonra işsizlik sigortası olarak çıkarılan işçilere vermek zorunda kalmış. Lisans bedellerini daha düşük rakamlara hatta bedava veren ülkeler ise kar paylaşımı metoduyla daha başarılı olmuş.

Bir iki konu dışında Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında telekomünikasyon sektörünün başa-baş gittiğini düşünüyor. Dünyada 4-5 yıl önce 3. nesil teknolojiye geçildiğini ancak birçok yatırımın çöpe atılmak zorunda kalındığını açıklıyor. Bu nedenle 3. nesil teknolojilere geçiş konusunda Türkiye’nin geç kalmadığını ve operatörlere maliyet düşürücü avantajlar getireceğini düşünen Ekim, bazı konularda beklemeye gerek olmadığına inanıyor. Örneğin ADSL konusu. “Türkiye’de bilgiye erişimin hızlandırılması lazım” diyen Ekim, Türk Telekom’un üzerine düşen görevlerden ve Telekomünikasyon Kurumu’nun bu işi regüle etmesi ihtiyacından söz ediyor.

En büyük sıkıntı; yüksek vergiler

Ekim’e göre ise sektörün en büyük sıkıntısı: Vergiler. Uzak mesafe telefon hizmeti verenlerin Türk Telekom’la rekabet sıkıntısı, cep telefonu ithalatçılarının özel tüketim vergisi ve KDV ile birlikte yüzde 40’a varan vergiler ve operatörlerin sundukları hizmette yüzde 60’ı geçen Özel İletişim Vergisi. Ekim, “Yüzde 60 verginin olduğu ortamda penetrasyonun şu anda yüzde 70’i buluyor. Bu kadar ağır bir vergi yükü olmasa belki bu rakam yüzde 120’yi bulabilir, hatta bu Uzakdoğu ülkelerinde böyle.”

TEDER’in diğer çalışmaları

Cep telefonlarıyla gönderilen kısa mesajlarla ilgili çalışmalar yürüten TEDER, uluslararası bir kuruluş olan GSM Association’la direkt irtibata geçmiş. Kısa mesajlar 160 karakterden oluşuyor ancak Türkçe karakterlerden ğ, ş, i, ç harfleri bulunması halinde 70 karakteri geçen kısa mesajlar 2 mesaj olarak ücretlendiriliyor. Ekim, bu konunun özellikle 55 milyon GSM abonesi ilgilendirdiğini ifade ediyor. Bu çalışmayı Türkiye’ye telefon ithal eden firmalarında desteklemesini şart gören Ekim, hem operatörler, hem üreticilerle topyekün bir çalışma başlattıklarını dile getiriyor.

Cep telefonlarının tamir zamanlarının uzun olması ve müşteriye yeterli hizmet verilmediğiyle ilgili gözlemleri bulunan TEDER, bu konudaki şikayetleri de gündemine almış. Çünkü, dolaşımdaki cihazların tamir edilememesi tüketiciyi yeni cihaz alımına yönelttiğinden ciddi bir döviz çıkışına neden oluyor. Klonlu ve kayıtdışı cihaz konusuna gelince gerekli yasal düzenlemelerin ardından artık mevzu tamamen kolluk kuvvetlerini ilgilendiriyor. Gerekli teçhizat ve teknik personele sahip olmayan Emniyet’in imdadına ise Telekomünikasyon Kurumu yetişiyor.

Teder © 2008 Projected by Erenet